CMK AVUKATININ GÜNLÜĞÜ

YASAL HAKKINIZ: AVUKAT İSTEMEKTEN ÇEKİNMEYİN

2013 Nisan Ayı Yargıtay Hukuk Daire Karar Özetleri

yargıtay2T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2012/11-550

K. 2012/820

T. 21.11.2012

İNTERNET BANKACILIĞI ARACILIĞI İLE HESAPTAN 3.KİŞİLERCE PARA ÇEKİLMESİ (Davalı Bankanın Davacının Müterafik Kusurunu ve Suç Teşkil Edebilecek Eyleminin Varlığını Kanıtlayamadığı – Davacının Mevduatını Aynen İade Etmekle Yükümlü Olduğu )

TAZMİNAT (Bankadaki Hesabından 3. Kişilerle İnternet Bankacılığı Aracılığıyla Parasının Çekilmesinden Dolayı Bankaya Karşı – Sistem Güvenliğinin Sağlanamamasından Kaynaklanan Zararların Sorumluluğunun Bankaya Ait Olacağı )

İNTERAKTİF BANKACILIK İŞLEMLERİ SIRASINDA ŞİFRE BİLGİLERİNİN 3. KİŞİLERCE ELE GEÇİRİLMESİ (Hesabından 3. Kişilerce Çekilen Para Sebebiyle Tazminat İstemi – Bankanın Güvenlik Mekanizması Oluşturması Gerektiği/Bankanın Sorumlu Olduğu )

MEVDUAT SAHİBİNİN KUSURU (Bankadaki Hesabından 3. Kişilerle İnternet Bankacılığı Aracılığıyla Parasının Çekilmesinden Dolayı Bankaya Karşı Tazminat Talebi – Bankanın Usulsüz İşlemin Gerçekleşmesinde Mevduat Sahibinin Müterafık Kusurunun Bulunduğunu İspat Etmesi Halinde Tazminatta İndirim İsteyebileceği )

ÜÇÜNÇÜ KİŞİLERCE İNTERNET BANKACILIĞI İLE MEVDUAT HESABIN ELE GEÇİRİLMESİ (Bankanın Güvenlik Mekanizması Oluşturması Gerektiği/Davalı Bankanın Davacının Müterafik Kusurunu ve Suç Teşkil Edebilecek Eyleminin Varlığını Kanıtlayamadığı – Davacının Mevduatını Aynen İade Etmekle Yükümlü Olduğu )

4389/m.10/4

5411/m.61

ÖZET : Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankadaki hesabından üçüncü kişilerce internet bankacılığı aracılığıyla parasının çekilmesinden davalı bankanın sorumlu olduğunu ileri sürerek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Bankalar, diğer alanlarda olduğu gibi, internet ortamında yapılacak işlemlerde de sistem güvenliğini sağlama yükümlülüğü altındadırlar. Bankanın, interaktif bankacılık işlemleri sırasında şifre bilgilerinin üçüncü kişilerce ele geçirilmesini önleyecek bir güvenlik mekanizması oluşturması gereklidir. Sistem güvenliğinin sağlanamamasından kaynaklanan zararların sorumluluğu bankaya ait olacaktır. Banka, usulsüz işlemin gerçekleşmesinde mevduat sahibinin müterafık kusurunun bulunduğunu ispat etmesi halinde tazminatta indirim isteyebilir. Davalı banka, davacının müterafik kusurunu ve suç teşkil edebilecek bir eyleminin varlığını da kanıtlayamadığından davacı mudinin kendisine tevdi ettiği mevduatı aynen iade etmekle yükümlüdür.

DAVA : Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkeme’since davanın kısmen kabulüne dair verilen 06.11.2008 gün ve 2005/590 E., 2008/646 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi üzerine, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 03.05.2011 gün ve 2009/6421 E., 2011/5339 sayılı ilamı ile;

(… Davacı vekili, davalı nezdinde bulunan hesabından internet yoluyla rızası hilafına işlemler yapılarak para çekildiğini, maddi ve manevi zararının doğduğunu ileri sürerek, 17.085 TL maddi ve 20.000.00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının şifresini gizleyemediğini, müvekkilinin kusurunun olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı hesabından internet yoluyla havale yapıldığı, parayı tahsil eden hakkında kamu davası açıldığı, davacının bu davaya müdahale ettiği, davacının şifresini gerekli şekilde muhafaza etmeyerek üçüncü kişi eline geçmesine neden olduğu, %50 kusurlu bulunduğu, davalının gerekli güvenliği almadığı, davalının da aynı oranda kusurlu olduğu, davacının maruz kaldığı üzüntü nedeniyle manevi tazminat istemiş ise de kusurun bulunduğu ve bu risklerin her zaman olacağı, manevi tazminat şartlarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 8.075,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir

Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.

1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan davacıya ait hesaptaki paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlem sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçe ile maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bankalar, kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61. maddesi ). Bu tanımlamaya göre mevduat, ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. Borçlar Kanunu’nun 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 472/1 nci maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.

Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde davaya konu internet yolu ile yapılan işlemlerle davacı hesabından uyuşmazlık konusu paranın dava dışı kimliği belirli kişi adına havale edildiği çekişmesizdir. Yapılan soruşturma ve dosya kapsamından işlemlerde davacının bu kişi veya üçüncü kişilerle iş birliği ve başka şekilde kusurlu davrandığı kanıtlanmamıştır. Davalı banka tarafından hesapta bulunan paranın güvenliğinin tam olarak sağlanamadığı, kötüniyetli kişilerin işlemlerine karşı korunamadığı, bu kişilerin eylem ve işlemlerine karşı koruyacak etkili mekanizmayı, güvenlik önlemlerini geliştirmediği, bu önlemleri kullanmayı müşterileri için zorunlu hale getirmediği anlaşılmaktadır.

O halde, davalı bankanın çekilen paradan sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Bu durum karşısında, davacının yarı oranda kusurlu olduğu kabul edilerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankadaki hesabından üçüncü kişilerce internet bankacılığı aracılığıyla parasının çekilmesinden davalı bankanın sorumlu olduğunu ileri sürerek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili, internet bankacılığı yolu ile paranın üçüncü kişiler tarafından havale edilmesinde müvekkili bankaya yüklenebilecek bir ihmal yada kusurun bulunmadığını savunmuştur.

Mahkemece, her iki taraf kusurunun açıkça ortaya konulamaması nedeniyle internet bankacılığı riskini tarafların % 50 oranında üstlenmesinin gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize taraf vekilleri getirmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı banka nezdindeki hesapta bulunan paranın internet bankacılığı aracılığı ile davacının iradesi dışında üçüncü kişilerce çekilmesinde davacıya atfedilecek bir kusurun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle, internet bankacılığı kavramı ile bankaların mudileriyle yaptığı sözleşmelerin hukuki niteliğinin açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

İnternet, birden fazla haberleşme ağının (network )bilgisayarlar aracılığıyla meydana getirdikleri bir iletişim ortamıdır.(Sözer,B.; Elektronik Sözleşmeler, İst. 2002, S.7 )

Günümüzde internet, tüm dünya üzerine yayılmış olan çok geniş bir bilgisayar ağı durumunu gelmiştir.Bu iletişim ağından yararlanan internet bankacılığı; teknolojide meydana gelen gelişmeler sonucu ortaya çıkan ve hemen hemen bütün bankacılık işlemlerinin internet üzerinden yapılabilmesini sağlayan elektronik bir bankacılık türüdür. Es söyleyişle, interaktif bankacılık, bankacılık hizmetlerinin internet üzerinden sunulduğu bir bankacılık türü olarak da tanımlanabilir.

Bankalar tarafından hazırlanan sözleşmelerde yer alan yaygın tarifiyle internet bankacılığı ise; şahsın kablolu, kablosuz iletişim sistemleri ile teknik şartlara haiz bilgisayar, GSM, telefon gibi araçlar üzerinden ve internet-wap aracılığı ile otomatik, sesli yanıt sistemi ile şifre ve parolayı kullanarak, bankanın belirleyeceği kurallar ve limitler dahilinde şahsın banka hesapları üzerinde her türlü işlem yapma yöntemidir.

İnternet bankacılığındaki en önemli sorun, hiç kuşkusuz güvenlik sorunudur. Güvenli bir internet bankacılık hizmetinin sunulmasında, böyle bir hizmetin alınmasında, hem bankanın hem de müşterinin üzerine düşen yükümlülükler ve sorumluluklar vardır. Bu bağlamda, internet bankacılığı hizmetini müşterilerine bankalar sunduğuna göre, bu sistemin güvenliğine yönelik tüm tedbirleri almaları ve sistemi bilinen en son teknolojik gelişmeye uygun hale getirmeleri büyük önem taşımaktadır. Hiç kuşkusuz, müşterilerin de internet bankacılığında kullanılmak üzere kendilerine verilen kullanıcı adı, şifresi ve diğer bilgileri üçüncü kişilerin eline geçmesini önleyecek gerekli tedbirleri almaları ve bu konuda azami özeni göstermeleri gereklidir.

İnternet ortamında ortaya çıkabilecek siber suç eylemleri, büyük ölçüde bu ortamı sağlayan bilgisayar sistemi veya verilerine çeşitli maksatlarda ve haksız olarak yapılan müdahaleleri ve bu sistemde zararlı içerikli bir takım yayınları bulundurmak şeklinde olmaktadır. Örneğin, bir bilgisayar sistemine zarar verme amacı taşıyan “hac king”, verilerin değiştirilmesi, bir bilgisayar sistemine zarar verici amaçlar için yetkisiz e-mailler (spam ), virüsler, “truva atı” gibi zarar verici kodların ya da çocuk pornografisinin gönderilmesi gibi eylemler bu niteliktedir. (Mahmut Koca, Ünal Tekinalp’e Armağan, C.3., İst. 2003, s.789-790 )

Bankacılık işlemleri alanında sözleşme özgürlüğü ilkesinin etkili bir şekilde uygulanmaması nedeniyle bankaların sorumluluğu konusunda özel düzenlemelerin ve yorumların yapılması da bir gerekliliktir. (Ahmet Battal, Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara, 2001,s.1 )

İnternet bankacılığında asıl sorun, hiçbir kusuru olmayan hesap sahibinin internet bankacılığı sisteminden dolayı zarar görmesi halinde durumun ne olacağı noktasında toplanmaktadır.

Bankalar, yazılı veya sözlü duyurularla halktan faiz veya ivaz karşılığında topladıkları paraları Türk ekonomisinin güçlenmesi doğrultusunda değerlendiren ve aynı zamanda bu mevduatlardan para kazanan kuruluşlardır. Bankalar kendilerine yatırılan paraları istenildiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdürler. Bu tanımlamaya göre mevduat ödünç (karz )ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir Bununu sonucu mevduatın niteliğine uygun düştüğü oranda karz(ödünç )veya usulsüz tevdi hükümlerinin kıyasen uygulanması gerekir(aynı ilkelere HGK’nun 15.06.1994 , 1994/11-178-398 sayılı kararında da yer verilmiştir )

Bilindiği üzere, ödünç sözleşmesi 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK )“Karz akdi” başlıklı 306. vd. maddesinde düzenmiş olup, anılan yasa hükmü; “Karz, bir akittir ki onunla ödünç veren, bir miktar paranın yahut diğer bir misli şeyin mülkiyetini ödünç alan kimseye nakil ve bu kimse dahi buna karşı miktar ve vasıfta müsavi aynı neviden şeyleri geri vermekle mükellef olur.” şeklindedir. Bu hükme göre; ödünç alan konumundaki banka, kendisine ödünç verilen parayı kararlaştırılmışsa faizi ile birlikte iadeye mecburdur.

Bu hükme paralel düzenleme 5411 sayılı Bankalar Kanununun 61. maddesinde yer almaktadır. Anılan maddenin birinci fıkrasında; “4721 sayılı Türk Medenî Kanununun rehinlere ve hapis hakkına, BK’nun alacağın devir ve temlikine, takasa dair hükümleri ile diğer kanunların verdiği yetkiler ve koyduğu yükümlülükler saklı kalmak şartıyla mevduat ve katılım fonu sahiplerine ödenmesi gereken tutarları geri alma hakları hiçbir suretle sınırlandırılamaz.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.

Vedia akitlerinde usulsüz tevdi durumunun hükme bağlandığı BK’nun 472/1. maddesi uyarınca da usulsüz tevdi durumunda paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçecektir.

TTK’nun 20. maddesi hükmüne göre, banka basiretli tacirden beklenen özen derecesini de göstermek zorundadır, aksi halde hafif kusurundan dahi sorumludur. (İbrahim Kaplan, Bankanın Hukuki Sorumluluğu, Haluk Tandoğan’ın Hatırasına Armağan, S.455; Tandoğan, Bankacılıkta Sorumluluk, C.3, s.110 )Bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmeler de geçerli değildir. Zira; BK’nun 99 ve 100/3 maddesine göre, hile ve ağır kusurun varlığı halinde borçluyu sorumluluktan kurtaran sözleşme şartları ahlak ve dürüstlük kuralına aykırı olduğundan geçersizdir. (Mustafa Çeker, Hukuki Yönüyle Banka Mevduatı, Adana 2004, S.281-233 )

Sorumsuzluk anlaşmalarına getirilen sınırlama daha güçlü durumdaki bankalara karşı daha zayıf durumdaki kişiyi koruma (sosyal adalet )nedenine dayanmaktadır.

Bankalar, bir güven kurumları olup, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlardır. Objektif özen borcu altında bulunan bankalar, hafif kusurlarından dahi sorumludurlar.

Bankalar, diğer alanlarda olduğu gibi, internet ortamında yapılacak işlemlerde de sistem güvenliğini sağlama yükümlülüğü altındadırlar. Bu çerçevede, banka, mevduat sahiplerinin güvenli bir şekilde işlem yapabilmesini için gerekli güvenlik altyapısını hazırlamak zorundadır. bu kapsamda, bankanın, interaktif bankacılık işlemleri sırasında şifre bilgilerinin üçüncü kişilerce ele geçirilmesini önleyecek bir güvenlik mekanizması oluşturması gereklidir. Sistem güvenliğinin sağlanamamasından kaynaklanan zararların sorumluluğu bankaya ait olacaktır. (Mustafa Çeker, İnternet Bankacılığı İşlemlerindeki Usulsüzlüklerden Bankaların Sorumluğu, S.8 )

Bu açıklamalar ışığında, internet bankacılığı faaliyeti yürüten bankalar, bankadaki paranın internet ortamında üçüncü kişilerce usulsüz olarak havale edilmesi durumunda mudinin parasını yukarıda açıklanan mevzuat çerçevesinde iade etmekle yükümlüdürler. Usulsüz işlemlerle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup,mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam eder. Banka,usulsüz işlemin gerçekleşmesinde mevduat sahibinin müterafık kusurunun bulunduğunu ispat etmesi halinde tazminatta indirim isteyebilir.

Genel Kurulda bir kısım üyeler; internet bankacılığı sisteminden yararlanmak için gerekli şifre ve parola benzeri kişisel bilgilerin bankanın bilgisayar sistemine dışarıdan girilerek elde edilemediğini, müşteri bilgisayarlarına dışarıdan müdahale yöntemleriyle bu bilgilerin ele geçirildiğini, dolayısıyla kişisel bilgisini gerektiği gibi muhafaza etmeyen müşterilerin bilgisayar korsanlıklarıyla oluşan zararlardan sorumlu olmalarının gerektiğini belirtmişlerse de, bu görüş, kurul çoğunluğunca benimsenmemiş ve günümüzün teknolojik seviyesinde elektronik imza vb. gibi gelişmiş güvenlik önlemlerinin alınmasının mümkün bulunduğu ve bu tedbirleri almanın hizmet sunucusu olan bankaların yükümlülüğünde olduğu ifade edilmiştir.

Somut olayda davalı banka, davacının müterafik kusurunu ve suç teşkil edebilecek bir eyleminin varlığını da kanıtlayamadığından davacı mudinin kendisine tevdi ettiği mevduatı aynen iade etmekle yükümlüdür.

Bu itibarla; Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı kanunun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.11.2012 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Yarx

T.C.

YARGITAY

1. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/120

K. 2012/4681

T. 25.04.2012

  • Muris Muvazaası Hukuksal Nedenine Dayalı Tapu İptali ve Tescil

  • Hak Düşürücü Süre

Özet: 03.10.1994 tarihinde açılan Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp kesinleşen dava konusu parsellere ilişkin olarak kadastro tespit tarihinden önce ölen murislerinden kalan tereke üzerinde davacılar; kendi miras payları yönünden iptal ve tescil isteğinde bulunmuş iseler de, murisin tespit tarihinden önce öldüğü gözetildiğinde, tutanağın kesinleştiği tarih ile davanın açıldığı 12.10.2009 tarihi itibariyle 3402 sayılı Kanunun 12/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre geçtiğinden bu parseller bakımından davanın reddine karar verilmelidir.

(3402 s. Kadastro K.m.12/3)

(4721 s. MK m.1023, 1024)

T.C.

YARGITAY

1. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/11756

K. 2012/12020

T. 31.10.2012

MİRAS TAKSİMİ (Yazılı Olması Zorunlu Olduğu – Yazılı Bir Miras Taksim Sözleşmesi Yapılmadığı/Bir An İçin Yapıldığı Kabul Edilse Bile Asliye Hukuk Mahkemesinin Kararları İle Taksim Bozulduğu – Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılmak Suretiyle Temliklerin Yapıldığından Davanın Kabulü Gerektiği )

VEKALET GÖREVİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI (Miras Taksiminin Yazılı Olmasının Zorunlu Olduğu – Yazılı Bir Miras Taksim Sözleşmesi Yapılmadığı/Bir An İçin Yapıldığı Kabul Edilse Bile Asliye Hukuk Mahkemesinin Kararları İle Taksim Bozulduğu – İstemin Kabulü Gereği )

MİRAS TAKSİM SÖZLEŞMESİ (Yazılı Olmasının Zorunlu Olduğu – Yazılı Bir Miras Taksim Sözleşmesi Yapılmadığı/Bir An İçin Yapıldığı Kabul Edilse Bile Asliye Hukuk Mahkemesinin Kararları İle Taksim Bozulduğu – Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılmak Suretiyle Temliklerin Yapıldığından Davanın Kabulü Gerektiği )

4721/m.2,676

818/m.390/2

ÖZET : Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde bedel isteğine ilişkindir.

TMK’nun 676.maddesi uyarınca mirasçılar arasında yapılan miras taksiminin yazılı olması zorunludur. Somut olayda, yazılı bir miras taksim sözleşmesi yapılmış değildir. Öte yandan, bir an için yapıldığı kabul edilse bile, Bozava Asliye Hukuk Mahkemesinin kararları ile taksim bozulmuş ve mirasçılardan Zübeyde ile Reşit mirasçıları … esas sayılı davalarla muristen kalan taşınmazlardaki paylarını almışlardır. Tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, vekalet görevinin kötüye kullanılmak suretiyle temliklerin yapıldığı açıktır. Davanın kabulüne karar verilmesi gerekir.

DAVA : Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekilince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi Senem Altınbulak’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde bedel isteğine ilişkin olup mahkemece, ”taraflar arasında miras paylaşımı konusunda bir anlaşma bulunduğunun anlaşıldığı, bu nedenle davacının oğlu M. E.’ye vekaletname verilerek kendilerine düşen taşınmazların tapuda adlarına tescilinin sağlanmasının amaçlandığı, davacının tüm işlemlerden haberdar olduğu, sonradan aleyhine gelişen durumlar karşısında vekaletle yapılan satış işlemlerine itiraz etmesinin dürüstlük kuralları ile bağdaşmadığı ve hakkın kötüye kullanılması niteliğini taşıdığı, ayrıca temsil yetkisinin kötüye kullanıldığı iddiasının da kanıtlanamadığı, 147 ada 7 ve 8 no’lu parsellerin kayıt maliklerinin davada taraf olmadığı” gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı Ahmet, miras bırakanı H. E. mirasçılarının kendi aralarında anlaşarak malların paylaşımı konusunda rızai taksim yaptıklarını, paylaşımı sağlamak için de tüm mirasçıların oğlu M. E.’ye vekaletname verdiklerini, bu anlaşma gereğince oğlu Abuzer’e temlik edilen 114 ada 2 parsel ve gelini Ayten’e devredilen 114 ada 19 parsel sayılı taşınmazlar aleyhine bir kısım mirasçılar tarafından açılan davalar sonucunda kararlaştırılan rızai taksimin bozulduğunu, yine anlaşma gereğince vekil eliyle davalılara temlik edilen 152 ve 244 parsel sayılı taşınmazların satış ve devir işlemlerinin de geçersiz kabul edilmesi gerektiğini ileri sürerek eldeki davayı açmış, hükümden sonra davacı Ahmet’in ölümü üzerine, kararı mirasçıları temyiz etmişlerdir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, mirasbırakanları H. E.’den kalan malların intikali, miras taksim sözleşmeleri yapılması, satışı vs. yetkilerini içerecek şekilde mirasçılardan davacı Ahmet ile kardeşleri davalı Mustafa ve dava dışı Zübeyde ve Reşit’in Şanlurfa 1. Noterliğinin 21.9.2000 tarihli vekaletnamesi ile davacının oğlu Mehmet’e yetki verdikleri, vekil Mehmet’in de 7.12.2000 tarihli akitle dava konusu 152 ve 244 sayılı parsellerle birlikte dava dışı 320, 367 ve 369 sayılı parselleri Ahmet, Reşit, Zübeyde ve Mustafa adına intikalini sağladıktan sonra, aynı gün taşınmazların tamamını davacının gelini, vekil Mehmet’in eşi A. E.’ye sattığı, Ayten’in 244 parsel sayılı taşınmazın satışı için Adıyaman 2. Noterliğinin 19.11.2003 tarihli vekaletnamesi ile Reşit oğlu M. E.’yi vekil tayin ettiği, vekil Mahmut’un 21.11.2003 tarihinde 244 sayılı parseli kardeşi Reşit kızı davalı E. E.’ye satış suretiyle temlik ettiği, ayrıca Ayten’in 152 parsel sayılı taşınmazın satışı için de Malatya 1. Noterliğinin 26.7.2002 tarihli vekaletnamesi ile davalı Mustafa Elçi’yi vekil atadığı, vekil Mustafa’nın bu taşınmazı 28.2.2003 tarihinde davalı B. A.’na satarak devrettiği, Ayten’in 22.4.2003 tarihinde Mustafa’yı vekillikten azlettiği, 152 sayılı parselin daha sonra toplulaştırma ile 145 ada 5 , 147 ada 7 ve 8 no’lu parsellere gittiği, 147 ada 7 ve 8 no’lu parsellerin dava dışı kişiler adına kayıtlı oldukları, bu arada 2.5.2004 tarihinde Reşit Elçi’nin ölümü üzerine Zeliha, Mehmet, Hanifi, İsmet, Mahmut ve Emine’yi mirasçı olarak bıraktığı görülmektedir.

Diğer yandan, Bozova Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/382 E. 2007/50 K. sayılı dosyasında Reşit mirasçılarından M. E. tarafından (toplulaştırma parseli ), 145 ada 5 no’lu parsel maliki B. A. aleyhine ”tamamının davalı adına yanlışlıkla tescil edildiği, taşınmazın 1/2’sinin kendisine ait olduğu” gerekçesiyle açılan tapu iptal ve tescil davasında davalı Baba’nın davayı kabulü nedeniyle anılan taşınmazın 1/2 payının iptali ile Mahmut adına hükmen tescil edildiği, yine Bozova Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/19 E. 2008/112 K. sayılı dosyasında Hanifi mirasçısı Zübeyde E. ile Reşit mirasçılarının tamamı tarafından davacının gelini A. E. aleyhine ”vekalet görevinin kötüye kullanıldığı ”gerekçesiyle 114 ada 2 sayılı parselin ( eski 320, 367 ve 369 sayılı parsellerin tolulaştırması ile oluşan )tapusunun iptali ile miras payları oranında tescili istekli davanın kabulüne karar verilerek 11.3.2009 tarihinde kesinleştiği, yine Bozova Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/20 E. 2008/94 K. sayılı dosyasında Zübeyde ve Reşit mirasçıları tarafından davacının oğlu Abuzer E. aleyhine ” vekalet görevinin kötüye kullanılması nedenine dayalı” miras payları oranında açılan tapu iptal ve tescil davasının kabul edilerek 22.12.2008 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalndiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.

Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde “vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir…” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.

Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.

Ne varki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir.

Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen )göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.

Bilindiği gibi; TMK’nun 676.maddesi uyarınca mirasçılar arasında yapılan miras taksiminin yazılı olması zorunludur. Somut olayda, yazılı bir miras taksim sözleşmesi yapılmış değildir. Öte yandan, bir an için yapıldığı kabul edilse bile, Bozava Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/19 E. ve 2006/20 E. sayılı kararları ile taksim bozulmuş ve mirasçılardan Zübeyde ile Reşit mirasçıları 2006/19 ve 2006/20 esas sayılı davalarla muristen kalan taşınmazlardaki paylarını almışlardır.

Tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, vekalet görevinin kötüye kullanılmak suretiyle temliklerin yapıldığı açıktır.

Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

SONUÇ : Davacı Ahmet mirasçılarının temyiz itirazları belirtilen nedenlerle yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile )1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 31.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

2. HUKUK DAİRESİ

E. 2013/1161

K. 2013/2981

T. 11.02.2013

  • Ergin Çocuk ile Baba Arasındaki Soybağının Belirlenmesi

  • Dava Açma Süresi

  • Anayasa Mahkemesinin İptal Kararı

Özet: Ergin çocuğun babası ile arasındaki soybağının belirlenmesine ilişkin, çocuk hakkında bir yıllık dava açma süresi, çocuğa doğumdan sonra kayyım atanmışsa, atamanın kayyıma tebliği tarihinde; hiç kayyım atanmamışsa, çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlayacağı TMK.nın 303.maddesinde belirtilmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin kararıyla hak düşürücü süre Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş, kararda yer alan bir yıllık erteme süresinin sona ermesiyle iptal kararı yürürlüğe girmiş, bu süre yürürlükten kalkmıştır. İptal kararının yürürlüğe girmesinin ertelendiği süre içinde iptal hükmünün ortaya çıkardığı hukuki boşluk, yeni bir yasal düzenleme ile doldurulmadığından, iptal kararından sonraki yeni durum dikkate alınarak çocuk tarafından açılan babalık davasının hak düşürücü süre geçtiği gerekçesi ile reddi yerine, işin esası incelenerek bir karar vermek gerekir.

(4721 s. MK m.303)

T.C.

YARGITAY

2. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/18108

K. 2013/4380

T. 21.02.2013

  • Boşanma Davası

  • Ortak Hayatın Temelinden Sarsılması

Özet: Kocanın eşine şiddet uyguladığı daha önce alınan mahkeme kararıyla sabit olup, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte geçimsizlik olduğundan, bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamak yasal olarak mümkün değildir.

(4721 s.MK m.166/1)

T.C
YARGITAY
3.HUKUK DAİRESİ

E:2012/21033
K:2012/25216
T:06.12.2012

. Haczedilebilecek Gelirler
. Emekli İkramiyesinin Haczi

Özet: 5510 sayılı Kanunun 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunun 56.maddesi ile değişik 93/1.fıkrasına göre, sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri 88.maddeye göre takip ve takibi gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez.
Emekli ikramiyesinin tamamı, kayıt ve sınırlamalara tabi tutulmaksızın haczedilebilir.
(5510 s.SSGSSK m. 1,2,4,93)
(2004 s. İİK m.82)

T.C
YARGITAY
3.HUKUK DAİRESİ

E:2012/22555
K:2013/736
T:21.01.2013

  • Ecrimisil

  • Bekletici Mesele

  • Husumet

Özet: Davacı ile miras bırakan arasındaki soybağı, tanıma beyanı ile kurulmuş olup, bu bağın iptali için davalılar tarafından açılmış olan dava derdest olduğundan, miras bırakanın alt soyu olması nedeniyle onun terekesinde hak sahibi olan davacının, davada davacı olma sıfatının bulunduğu gözetilerek, tanıma beyanının dolayısıyla soybağının iptali için açılmış bulunan davanın bekletici mesele yapılması ve ortaya çıkacak sonuca göre uyuşmazlığının esası hakkında bir hüküm verilmesi gerekir.

Ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup, davacının mirasçılık sorununun çözülmesinden sonra dava açabileceğine ilişkin karar onun zamanaşımı def’i ile karşılaşması sonucunu da beraberinde getirecektir.

(4721 s. MK m. 282/2)

T.C
YARGITAY
4.HUKUK DAİRESİ

E:2012/1573
K:2012/3421
T:05.03.2012

  • Haksız Eylem Nedeniyle Manevi Tazminat

  • Tanık Beyanları

Özet: Davacının etkili eylem nedeniyle tazminat isteminde bulunduğu, olayla ilgili doktor raporlarının da olduğu anlaşıldığından, bu istem doğrultusunda değerlendirme yapılmaması isabetsizdir.

Ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır. Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü sebep sayılamaz. Tanıkların olmayan bir şeyi olmuş gibi ifade ettiklerini kabule yeterli delil ve olgu olmadığı gibi haklarında yalan tanıklık nedeniyle bir işlem de yapılmadığından, davalıların davacıya hakaret ettikleri dinlenen tanık beyanlarından anlaşılmış olup, manevi tazminat istemi değerlendirilmelidir.

(818 s. BK m.49)

T.C
YARGITAY
4.HUKUK DAİRESİ

E:2012/4067
K:2012/7037
T:24.04.2012

  • Trafik Kazası Sonucu Yaralama Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat

Özet: Davacı, hastanede tedavi olduğu sırada hastane bahçesinde ambulansın altında kalarak ağır yaralandığını belirterek maddi ve manevi tazminat talep etmiş, olayla ilgili olarak bilirkişi raporunda davacının olay tarihinde 53 yaşında olduğu bildirilmiş, 60 yaşına kadar çalışacağı, 60 yaş üstünde 12 yıllık yaşam dönemi bulunduğu kabul edilerek buna göre hesaplama yapılmış ise de, davacının hayatını bir süre sonra kaybettiği anlaşılmış olup, maluliyet tazminatının davacının ölüm tarihine göre hesaplanması gerekir.

(818 s. BK m.43)

T.C
YARGITAY
5.HUKUK DAİRESİ

E:2012/21731

K:2012/25570
T:06.12.2012

  • Kamulaştırma Bedelinin Tespiti

  • Acele İş

  • Temyiz Süresi-Adli Tatilde Süre

Özet: Kamulaştırma Kanununa göre, bu Kanundan doğan davalar basit yargılama usulü ile görülür. Bedel tespit ve tescil davaları ivedi işlerden olup, adli ara vermede de bakılır. Verilecek nihai kararlara karşı yasal olarak tebliğden itibaren 15 gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.

(2942 s. Kamulaştırma K.m.37,10)

(6100 s. HMK m.103)

(1086 s. HUMK m. 432)

T.C
YARGITAY
5.HUKUK DAİRESİ

E:2012/19971

K:2012/27324
T:18.12.2012

  • Kamulaştırma Bedelinin Tespiti

  • Bedelin Yatırılması Gereken Süre

Özet: Mahkemece, kamulaştırma bedelinin bankaya yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye 15 gün yerine bir hafta kesin süre verilmesi yasaya aykırıdır.

(2942 s. Kamulaştırma K.m.10)

T.C
YARGITAY
6.HUKUK DAİRESİ

E:2012/10030

K:2013/1623
T:05.02.2013

  • Kira Sözleşmesi

  • Kiracının Onarım Bedeli İstemesi

  • Sebepsiz Zenginleşme

Özet: Davacı, kira süresi sonuna kadar kullanacağı inancı ile taşınmaz üzerinde restorasyon ve onarım yapmış, kendi kusuru ile de olsa süre dolmadan tahliye etmek zorunda kalmış olup, kullanamadığı dönem için tazminat isteyemeyeceğinin kabulü, davalı yararına sebepsiz zenginleşmeye neden olacaktır. Bu durumda mahkemece, davacının tesisle ilgili harcamaların yapıldığı tarihteki değerleri belirlenerek, yapılan giderlerin erken tahliye nedeniyle yıpranma payları da düşülmek suretiyle davacının kullanamadığı döneme oranlanması sonucu işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekir.

(818 s. BK m.61)

T.C
YARGITAY
7.HUKUK DAİRESİ

E:2012/673

K:2012/4357
T:07.06.2012

  • Dernek Üyeliğinden Çıkarılma

  • Talepten Fazlaya Hükmedilemeyeceği

Özet: Hâkim taleple bağlı olup, talepten fazlaya hükmedemez. Davacının talebi, dernek üyeliğinden çıkarma kararının iptaline yönelik olduğundan talep aşılarak delege seçimlerinin de iptaline karar verilmesi yasaya aykırıdır.

Dernek tüzüğünün 11.maddesinde genel kurulun genel yönetim kurulu üyeleri, genel denetim kurulu üyeleri, genel disiplin kurulu üyeleri, genel merkeze kayıtlı üyeler, şube başkanları ve şube delegelerinden oluşacağı belirtilmiş olup, davacının tüzüğün 11.maddesinde sayılan kişilerden olduğu yönünde bir iddiası da olmadığından, davalı derneğin iptali istenen genel kurul toplantısına katılma hakkı yoktur.

(1086 s. HUMK m. 74)

T.C
YARGITAY
7.HUKUK DAİRESİ

E:2012/3222

K:2012/5413
T:04.09.2012

  • Kazandırıcı Zamanaşımı Zilyetliği

  • Doğru Sicil Oluşturma Zorunluluğu

  • Yargılama Giderleri

  • Muhtesat

Özet: Kadastro Hâkimi, infazı mümkün doğru sicil oluşturmak zorundadır. Taşınmazın bir bölümünün davacı Hazine adına tesciline karar verildiği halde, kabul edilen bu bölümün hangi ada ve parsel numarası ile tapuya tescil edileceğinin hüküm yerinde gösterilmeyerek infazda tereddüt oluşturulması isabetsizdir.

Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı Kadastro Mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekalet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunamaz. Mahkemece, davalı aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmolunması, ayrıca davacı hazinenin taşınmazın arzına yönelik dava açtığı, taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatlara yönelik bir davasının bulunmadığı gözetilmeksizin davacı Hazine adına tescile karar verilen taşınmaz bölümü üzerinde bulunan muhdesatın davalıya ait olduğunun tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmemesi isabetsizdir.

(3402 s. Kadastro K.m. 36/A, geçici m.11)

T.C
YARGITAY
8.HUKUK DAİRESİ

E:2011/6254

K:2011/5612
T:01.11.2011

  • Kazandırıcı Zamanaşımı Zilyetliği

  • Zilyetliğin Ekonomik Amacına Uygun Kullanılması

  • Davaya Katılma

Özet: Bir yerin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilmesi için TMK’nın 713/1 ve 3402 sayılı Kanunun 14.maddesinde sayılan koşulların yanında, malik sıfatıyla kullanılıp, ekonomik amaca uygun şekilde tasarruf edinilmesi ve tescili istenilen taşınmazın iktisabı mümkün bulunan yerlerden olması gerekir.

Taşınmaz 15-20 yıldan beri davacıların zilyetliğinde ise de, ne şekilde tasarruf edildiği, zilyetliğin ekonomik amacına uygun olup olmadığı, dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede bir durumun olup olmadığı araştırılmadan karar verilmesi isabetsizdir.

Tescil davasına katılma talebinde bulunan kişi taşınmaz hakkında hak talebinde bulunuyorsa, bu isteğinin harçlandırılarak talebinin etraflıca araştırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

(4721 s. MK m.713/1)

(3402 s. Kadastro K.m.14)

T.C.

YARGITAY

8. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/6146

K. 2012/6180

T. 25.6.2012

KAMU HİZMETİNDE KULLANILAN TAŞINMAZA İLİŞKİN TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASI (Taşınmazın Orta Malı Niteliğinde Olduğu – Mahkemece Davanın Dava Ehliyeti Bulunmadığından Bahisle Husumet Yokluğu Nedeniyle Reddedilmesinin Hatalı Olduğu/Husumet)

AKTİF HUSUMET (Köy Halkı Tarafından Kullanılan Yerin Hizmet Mallarından Sayıldığı Gözetilerek Davacıların Eldeki Davayı Açmakta Hukuki Yararlarının Bulunduğunun Kabulü Gereği – Hizmet Malından Davacıların da Faydalandığının Gözetileceği)

TAŞINMAZIN HİZMET MALI OLMASI (Kamu Yararı İfa Ettiği – Tüm Köy Halkının Kullandığı Hizmet Malı Niteliğinin Bulunduğunun Gözetileceği/Orta Malı Niteliğinde Taşınmaz Hakkındaki Davada Yerel Mahkemece İşin Esasına Girilmesi Gerektiği/Dava Koşulu)

DAVA KOŞULU (Davacıların Hukuki Yararının Bulunduğu ve Davadayı Açabileceği Gözetilerek Eldeki Davada Dava Koşulunun Gerçekleştiğinin Kabulü – Aktif Husumet Yokluğu Nedeniyle Davanın Reddedilemeceği/Tapu İptali ve Tescil Davası/Hizmet Malı)

HUKUKİ YARAR (Hizmet Malı Niteliğinde Taşınmazdan Davacılarında Faydalanması Nedeniyle Hukuki Yararlarının Bulunduğu)

3402/m. 16/A

ÖZET : Dava, orta malı niteliğinde ve kamu hizmetinde kullanılan taşınmaza ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.Mahkemece davacıların davayı açmakta yetkileri bulunmadığı gerekçesiyle husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Ancak, Köy halkı tarafından kullanılan genel tuvalet niteliğinde bulunan yerin hizmet mallarından sayıldığı konusunda duraksamamak gerekir. Bu gibi yerlerden köy halkından olan ve davayı açan kişilerinde yararlandıkları hususunda da duraksama söz konusu değildir. O halde, adı geçenlerin böyle bir davayı açmakta hukuki yararlarının bulunduğu bir gerçektir. Davacıların hukuki yararı bulunduğuna göre dava koşulu yerine gelmiştir. Bu nedenle aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

DAVA : Ahmet Ali K. ve Ahmet Ç. ile A.Ç. aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Simav Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen 21.02.2012 gün ve 61/182 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı Ahmet Ç. tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar, köyün ihtiyar heyetinde aza olarak görev yaptıklarını, 213 ada 1 sayılı parselin Evciler Köyü halkına ait ve köy halkı tarafından kullanılan umuma ait tuvalet olduğunu, ancak kadastro çalışmaları sırasında Evciler Köyü Tüzel Kişiliği adına tespit ve tescil edilmesi gerekirken davalı A.Ç. adına tespit ve tescil edildiğini açıklamışlar ve anılan parselin tapu kaydının iptaliyle köy tüzel kişiliği adına tahdit ve tespitinin yapılmasına istemişlerdir.

Davalı A.Ç. 29.03.2011 tarihli yargılama oturumunda açılan davanın haksız olduğunu ve reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece; ” her ne kadar davacı gerçek kişiler tarafından dava konusu taşınmazın köy tüzel kişiliğine ait olduğu iddiası ile dava açılmış ise de, dava tarihi itibarıyla Evciler Köyü azası olan davacıların iş bu davayı açarken yahut yargılama sürecinde usulüne uygun olarak köy meclisince alınmış bir karar bulunmadığı anlaşılmakla aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine” karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı Ahmet Ç. tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/A maddesi kapsamında kalan orta malı niteliğinde ve kamu hizmetinde kullanılan taşınmaza ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.

Davacı Ahmet Ç. temyiz dilekçesinde, davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, taşımazın kamu malı niteliğinde bulunduğunu, tüm köy halkının bundan yararlandığını, Evciler Köyü halkından herkesin dava konusu yer üzerinde hakkı bulunduğunu bu nedenle aktif dava açma ehliyeti olmasına karşın davanın reddedilmesinin hatalı olduğunu, davalı kişinin muhtarın akrabası olması nedeniyle muhtar tarafından açılmayan davanın kendisi ile arkadaşı Ahmet Ali K. tarafından açıldığını, köy halkının görüşünün ve kararının alınması konusunda kendilerine süre ve yetki verilmediğini, meclis kararının alınması için kendilerine hak tanınmadığını belirterek bozma isteğinde bulunmuştur.

Mahkemece, herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmadan gerçekten taşınmazın iddia edildiği biçimde hizmet malı niteliğinde bulunan tuvaletin içerisinde bulunduğu yer olup olmadığı açıklığa kavuşturulmadan doğrudan aktif husumet nedeniyle davanın reddine karar verildiği görülmüştür. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/A maddesi gereğince, orta malı niteliğinde bulunan hizmet malları ” “¦. Hazine, Kamu Kurum ve Kuruluşları, il, Belediye, Köy veya Mahalli İdare Birlikleri Tüzel Kişiliği adlarına tespit olunur” denilmektedir. Köy halkı tarafından kullanılan genel tuvalet niteliğinde bulunan yerin hizmet mallarından sayıldığı konusunda duraksamamak gerekir. Bu gibi yerlerden köy halkından olan ve davayı açan kişilerinde yararlandıkları hususunda da duraksama söz konusu değildir. O halde, adı geçenlerin böyle bir davayı açmakta hukuki yararlarının bulunduğu bir gerçektir. Hukuki yarar kavramı da uygulama gereğince dava şartı olarak kabul edilmektedir. Davacıların hukuki yararı bulunduğuna göre dava koşulu yerine gelmiştir. Bu nedenle aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Böyle bir davayı açmakta köy halkından ya da köy meclisinden bir karar alınmasına da gerek bulunmamaktadır. Kaldı ki, davalının köy muhtarının akrabası olduğu ve bu nedenle köy muhtarı tarafından böyle bir davanın açılmadığı ileri sürülerek ve zorunlu olarak davanın kendileri tarafından açıldığı iddia edilmiştir. Bu nedenle, iddia ve savunma doğrultusunda taraf delillerinin toplanması ve ondan sonra işin esası hakkında bir hüküm kurulması gerekirken aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.

SONUÇ : Davacı Ahmet Ç.’in temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK.nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacı Ahmet Ç.’e iadesine 25.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

T.C
YARGITAY
9.HUKUK DAİRESİ

E:2012/2770

K:2013/4106
T:04.02.2013

  • İş İlişkisinin Devredilmesi

  • İş Sözleşmesi Sonunda Kullandırılmayan İzinlere Ait Ücretin Ödenmesi

Özet: Davacı, davalı işyerinde iş ilişkisi kapsamında çalışırken, 5947 sayılı Yasa kapsamında dava dışı kamu kurumuna işyerinin devri nedeni ile iş ilişkisi sona erdirilerek, 657 sayılı Yasa kapsamında memur veya sözleşmeli personel olarak çalışmak üzere devredilmiştir. Davacının iş sözleşmesi devir ile sona erdiğinden, ara vermeksizin kamu kurumuna devredilmesi sözleşmenin feshi olarak yorumlanamaz. İzin ücretinin ödenip ödenmeyeceğine ilişkin 4857 sayılı İş Kanunu ücretin ödenmesini öngörürken, devir öngören 5947 sayılı Kanun ödenmeyeceğini öngörmekte, bu iki çatışan normatif düzenleme karşısında dinlenme hakkına ilişkin, Anayasa, Avrupa Sosyal Şartı ve iç hukuk normu haline gelen 158 nolu uluslararası sözleşme hükümleri, üst norm olup, davacı işçiye iş sözleşmesi sonunda kullandırılmayan izinleri karşılığı ücretin ödenmesi gerektiği ile ilgili hükümler içerdiğinden uyuşmazlığın çözümünde bu hükümler esas alınmalıdır.

(4857 s. İş K.m.59)

(2709 s. Anayasa m. 50,90)

(158 nolu İLO Sözleşmesi)

(Avrupa Sosyal Şartı m.2)

T.C
YARGITAY
10.HUKUK DAİRESİ

E:2010/13309

K:2012/3312
T:27.02.2012

  • Yersiz Ödenen Aylıkların İstirdadı

  • Yaşlılık Aylığı Bağlanması

  • Eksik İnceleme

Özet: Sakatlığı nedeniyle vergi indiriminden yararlanmaya hak kazanmış durumda olan sigortalılardan 506 sayılı Yasanın 60/C-b maddesi uyarınca yasadaki koşulların varlığı halinde yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmaları şartıyla yaşlılık aylığından yararlanacakları belirlenmiş olup, bu koşulların başında öncelikle sakatlık indiriminden yararlanmak için yetkili hastanelerin sağlık kurullarından alınan raporla Maliye Bakanlığı bünyesindeki Merkez Sağlık Kurulu tarafından değerlendirilerek iş gücü kaybı oranları ve sakatlık dereceleri belirlenmekte, ilgili şahsın vergi indiriminden yararlanmak için yetkili hastanelerin sağlık kurullarından alınan raporla Maliye Bakanlığı bünyesindeki Merkez Sağlık Kurulu tarafından değerlendirilerek iş gücü kaybı oranları ve sakatlık dereceleri belirlenmekte, ilgili şahsın vergi indiriminden yararlanmaya hak kazanıp kazanmadığına idarece karar verilmektedir.

Kurum sigortalısı olan davalı karşı davacının, Devlet Hastanesinden aldığı sağlık kurul raporu ile Eğitim Araştırma Hastanesinden aldığı sağlık kurul raporu arasında konulan tanılar yönünden farklılıklar bulunduğu, raporlara göre Maliye Bakanlığı bünyesindeki Merkez Sağlık Kurulunun farklı çalışma gücü kayıp oranları belirlediği anlaşılmıştır.

Mahkemece, sigortalının 22.09.2006-22.07.2008 tarihleri arasında dönemde, 193 sayılı Gelir Vergisi Yasasının 31.maddesi kapsamında çalışma gücünü ne oranda kaybettiği hususunun ve 506 sayılı Yasanın 60/C-b maddesine göre yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığı hususunun belirlenmesi yönünde Adli Tıp Kurumu veya Üniversite Hastanelerinin ilgili anabilim dalından alınacak raporun Maliye Bakanlığı-Merkez Sağlık Kuruluna gönderilerek, sigortalının çalışma gücü kaybı oranının belirlenmesi, davalı karşı davacı sigortalının sebepsiz zenginleşme durumunun bu çelişki giderildikten sonra değerlendirilmesi ve Kurumun istirdat talebi hakkında buna göre bir karar verilmesi gerekir.

(193 s. GVK m.31/2)

(506 s. SSK m.60/C-b)

(818 s. BK m.63)

T.C
YARGITAY
10.HUKUK DAİRESİ

E:2011/5311

K:2012/12026
T:21.06.2012

  • Hizmet Tespiti

  • Tarım İşçileri

  • Eksik İnceleme

Özet: Özel sektöre ait tarım ve orman işlerinde ücretle ve sürekli olarak çalışanlar zorunlu sigortalı kabul edilmiş olup, herhangi bir sigortalılık kaydı bulunmayan davacının, mahkemece, davalı işverenden ücret alacağının tahsiline ilişkin kesinleşen dava dosyasında dinlenen tanıklar da dahil olmak üzere, hizmetin yerine getirildiği ileri sürülen tarım arazilerinin yer aldığı bölgelerde oturan veya taşınmazı bulunan kişiler yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmamalı, tanık beyanları arasındaki çelişkiler giderilmeli, taraflar arasında unsurları ile birlikte hizmet akdi ilişkisi kurulup kurulmadığı, tarım işlerinde ücretle ve sürekli olarak çalışılıp çalışmadığı, çalışmanın kesintili olup olmadığı açığa çıkarılarak sonucuna göre davacının sigortalı hizmeti olup olmadığına dair bir karar verilmelidir.

(5510 s. SSGSSK m. 7/1,92)

(506 s. SSK m. 2,3,5,6)

(4857 s. İş K.m. 4,8)

(818 s. BK m. 313,354)

T.C
YARGITAY
10.HUKUK DAİRESİ

E:2010/14397

K:2012/19053
T:23.11.2012

  • Banka Havalesinin Geri Alınması

  • Hesaba İzinsiz El Atma

  • Dürüstlük Kuralı

  • Hacizden Mal Kaçırma

Özet: Davalı banka şubesine havaleden önce ulaştığı tartışmasız olan haciz ihbarnamesinden sonra haczi etkisiz kılmak amacıyla yapılan geçersiz havale işleminin hesaba izinsiz el atma olarak kabulü mümkün olmayıp, bankanın haciz ihbarnamesi nedeniyle hesaptaki paranın havale edilmesinde icra müdürlüğüne karşı sorumluluğu söz konusu olacağından başlangıçta yapmaması gereken havale işlemini geri döndürmesinin yasal görevi olduğu, yapılan bu yanlış işlemin, dürüstlük kuralı uyarınca, davacıyı hak sahibi yapmayacağı gözetilmelidir.

(4721 s. MK m.2)

T.C
YARGITAY
11.HUKUK DAİRESİ

E:2011/13485

K:2012/19915
T:05.12.2012

  • Tahkim Müessesesi

  • Ortaklar Kurulu Kararının İptali

  • Hakem Sözleşmesi

Özet: Tahkimin, yalnız tarafların arzularına tabi olan, yani davalı ile davacının mahkeme kararına gerek olmaksızın aralarında anlaşarak sonuçlandırabilecekleri uyuşmazlıklar konusunda geçerli olduğu, bir genel kurul kararının iptaline dair uyuşmazlığın taraflar arasında yapılacak anlaşma ile sonuçlandırılmasının mümkün olmadığı gözetilmelidir.

(6100 s. HMK m. 408)

(6762 s. TTK m.381)

T.C
YARGITAY
12.HUKUK DAİRESİ

E:2013/1004

K:2013/3447
T:11.02.2013

  • Kambiyo Senetlerine Özgü Haciz Yoluyla İcra Takibi

  • Ödeme Emri

  • Yasal Takip Talebi

  • Borçlu Sıfatı

Özet: Takip talebinde borçlu olarak gösterilmemiş olan şikayetçi adına icra müdürlüğünce ödeme emri gönderilmesinin yasal dayanaktan yoksun olduğu, hakkında yasal takip talebi düzenlenmeyen 3.kişiye ödeme emri düzenlenmesinin ona borçlu sıfatı kazandırmayacağı gözetilmelidir.

(2004 s. İİK m.58,167,168)

T.C
YARGITAY
12.HUKUK DAİRESİ

E:2013/1172

K:2013/3448
T:11.02.2013

  • İlamsız İcra Takibi

  • İtirazın Kaldırılması

  • Duruşma Zorunluluğu

Özet: İİK’nın 68.maddesine dayalı itirazın kaldırılması talebini inceleyen icra mahkemesinin aynı Yasanın 70.maddesi uyarınca duruşmalı inceleme yapmasının zorunlu olduğu gözetilmelidir.

(2004 s. İİK m.68,70)

T.C
YARGITAY
13.HUKUK DAİRESİ

E:2012/24197

K:2013/2544
T:06.02.2013

  • Tüketici Mahkemesi

  • Görevli Mahkeme

  • Devre Mülk Sözleşmesi

Özet: 4077 sayılı Yasanın 23.maddesinde, bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağının öngörülmesi ve taraflar arasındaki uyuşmazlığın aynı Yasanın 3/c maddesinde düzenlenen tatil amaçlı taşınmaz mallar kapsamında kalan devre mülk sözleşmesinin iptali ve ödenen bedelin iadesine ilişkin olması karşısında Tüketici Mahkemelerinin görevli olduğu gözetilmelidir.

(6100 s. HMK m.20,115)

(4077 s. TKK m.1,2,3,23)

T.C
YARGITAY
13.HUKUK DAİRESİ

E:2012/24788

K:2013/3356
T:14.02.2013

  • Gayrimenkul Tellallığı Akdi (Emlak Komisyonculuğu Sözleşmesi)

  • Sözleşmede Şekil Şartı

  • İspat/Geçerlilik Şartı

Özet: Emredici nitelikte olan BK. 404/3 maddesi hükmüne göre gayrimenkul tellallığı akdi yazılı şekilde yapılmadıkça muteber olmaz. Tellallık sözleşmesi için öngörülen yazılı şekil ispat değil, geçerlilik şartıdır. Bu hususu mahkemenin kendiliğinden nazara alması gerekir. Bu nedenle; tarafları borç ve yükümlülük altına sokan iki sayfadan ibaret emlak sözleşmesinin ilk sayfasında imza bulunmadığından taraflar arasında yazılı olarak yapılmış geçerli bir tellallık sözleşmesinin varlığından bahsedilemeyeceği gözetilmelidir.

(818 s. BK m.404/3)

T.C
YARGITAY
14.HUKUK DAİRESİ

E:2012/8599

K:2012/10255
T:13.09.2012

  • Tapu Kaydında Kimlik Bilgilerinin Düzeltilmesi

  • Husumet

Özet: Tapu kayıtlarında kimlik bilgileri düzeltilirken, mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir. Tapu Sicil Müdürlüğü’ne husumet yöneltilerek açılması gereken kayıt düzeltme davalarında, kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğunun kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanması, tapu kayıtları ve kadastro tutanakları, ayrıca taşınmazlar kadastrodan sonra edinilmişse buna ilişkin tüm belgeler getirilmeli, taşınmazın bulunduğu yerleşim yerinde zabıta aracılığıyla ve Nüfus Müdürlüğü’nden dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarında malik olarak görünen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişi veya kişilerin var olup olmadığı araştırılmalı, mevcut ise bu kişiler duruşmaya çağrılarak dava konusu taşınmazlarda mülkiyet hakkı iddiaları bulunup bulunmadığı sorulmalı, tüm bu araştırmalar sonucunda kanaat oluşmadığı takdirde mahallinde keşif yapılarak tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri taşınmaz başında dinlenerek karar verilmelidir.

(4721 s. MK m.1027)

T.C
YARGITAY
15.HUKUK DAİRESİ

E:2012/7905

K:2013/1234
T:21.02.2013

  • Eser Sözleşmesi

  • İtirazın İptali

  • Ceza Koşulu

  • İfaya Ekli Ceza

  • Mahsup

Özet: Davalı iş sahibinin, KDV hariç iş bedeli üzerinden hesapladığı ifaya ekli ceza miktarının KDV uygulandıktan sonra davacı yüklenici alacağından mahsup edilmesi talebi, itiraz niteliğinde olduğundan mahkemece doğrudan gözetilmelidir. Ancak, ceza koşulu alacağı, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1.maddesinde sözü edilen mal ve hizmet kapsamında sayılmadığından KDV uygulanamaz.

(818 s. BK m. 158/II, 355 vd.)

(2004 s. İİK m.67)

T.C
YARGITAY
15.HUKUK DAİRESİ

E:2012/2148

K:2013/1254
T:25.02.2013

  • Eser Sözleşmesi

  • İtirazın İptali

  • Yazılı Belgeyle İspat

  • Delil Başlangıcı

  • Açık Muvafakat

Özet: Dava tarihinde yürürlükte bulunan HUMK’nın 288.maddesi ile temyiz incelemesinin yapıldığı sırada yürürlükte bulunan HMK’nın 200.maddesi uyarınca, icra takibine konu teşkil eden miktar dikkate alınarak, akdi ilişkinin inkarı halinde varlığının iddia eden davacı tarafça yazılı belge ile kanıtlanması zorunludur. Taraflar arasında yazılı sözleşme veya delil başlangıcı niteliğinde bir belge bulunmaması durumunda davalının açık muvafakati dışında akdi ilişkinin varlığının tanık beyanlarıyla kanıtlanmasının mümkün olmadığı ancak, yemin deliline dayanılması halinde yemin teklif etme hakkı bulunduğunun hatırlatılması gerektiği gözetilmelidir.

(1086 s. HUMK m.288)

(6100 s. HMK m. 200)

T.C
YARGITAY
17.HUKUK DAİRESİ

E:2012/6936

K:2012/12095
T:05.11.2012

  • Trafik Kazasından Kaynaklanan Maddi Tazminat

  • Kusur Tespiti

  • Islah

  • Feragat-Vekâlet Ücreti

Özet: Bilirkişi raporunda, kaza yeri kavşak yapısının trafik ışıklarıyla düzenlenmiş olduğu belirtilip, kazaya karışan araç sürücüleri ile tanık beyanlarına göre hangi sürücünün kırmızı ışık ihlali yaptığına dair kesin kanaat oluşturulamaması nedeniyle kaza yeri kavşağın kontrolsüz tek yönlü kavşak olduğunu varsayarak kusur değerlendirilmesi yapılması oluşa uygun olmayıp, hükme esas alınamaz. Mahkemece tarafların davaya konu trafik kazasındaki kusurlarının tespiti için kurumlardan seçilecek kusur uzmanı bilirkişi kurulundan, kazaya karışan araçlardaki çarpma noktaları da dikkate alınarak ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmelidir.

Davacının dava dilekçesinde değer kaybı olarak talep ettiği miktarı ıslah dilekçesiyle düşürmesi karşısında, feragat ettiği miktar için davada kendisini vekil aracılığıyla temsil eden davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmelidir.

(2918 s. Trafik K.m.109)

T.C
YARGITAY
17.HUKUK DAİRESİ

E:2012/4941

K:2013/1956
T:19.02.2013

  • Tasarrufun İptali

  • Malın Üçüncü Kişinin Elinden Çıkması

Özet: İptal davasının amacı, alacağın tahsilini temin için borcun doğumundan sonra yapılan tasarrufların iptalini sağlamaktır. Bu davanın ön koşulu borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunmasıdır. Ön koşulun bulunmasından sonra iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tabi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece, ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Akrabalık derecesi, malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durum ve zarar verme kastının işlemin tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunması halleri, mal kaçırma kastı olup olmadığı irdelenmelidir.

İptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, üçüncü şahıslar bu değerler nispetinde nakden tazmine mahkûm edilmelidir. 3.kişi, elden çıkarılan malın o tarihteki gerçek değerinden sorumlu olur.

(2004 s. İİK m.277,278,279,280,282,283)

T.C
YARGITAY
18.HUKUK DAİRESİ

E:2012/2967

K:2012/5671
T:15.05.2012

  • Anataşınmaza Yönetici Atanması

Özet: Anataşınmazın sekiz veya daha fazla bağımsız bölümü varsa yönetici atanması mecburidir. Kat malikleri anataşınmazın yönetiminde anlaşamaz veya toplayıp bir yönetici atayamazlarsa o taşınmazın bulunduğu yerin sulh mahkemesince, kat maliklerinden birinin müracaatı üzerine ve mümkün ise diğerleri de dinlendikten sonra taşınmaz mala bir yönetici atanır.

(634 s. KMK m.34)

T.C
YARGITAY
18.HUKUK DAİRESİ

E:2012/3441

K:2012/5710
T:17.05.2012

  • Nüfus Kaydının İptali

  • Cumhuriyet Savcısının Dava Açması

Özet: Nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davaları düzeltmeyi isteyen şahıslar ile, ilgili resmi dairenin göstereceği gereklilik üzerine Cumhuriyet Savcıları tarafından açılır. Cumhuriyet Savcılarının dava açma yetkileri kanunla düzenlendiğinden kendilerine kanunla verilmemiş bir yetkiyi kullanarak dava açmaları usul ve yasaya aykırıdır.

(5490 s. Nüfus Hizmetleri K.m. 36/1-a)

T.C
YARGITAY
19.HUKUK DAİRESİ

E:2012/10212

K:2012/17054
T:15.11.2012

  • İtirazın İptali

  • İsticvap

Özet: Davacı alacaklı, üç adet faturaya dayanarak davalı aleyhine takip yapmış, itirazın iptali davasında faturalar, sevk irsaliyesi ve ticari defterlere delil olarak dayanılmış olup, davalı akdi ilişkiyi ve malları teslim aldığını kabul etmediğinden, davacının fatura konusu malları teslim ettiğini kanıtlaması gerekir. Davalı, sevk irsaliyesindeki ve kargo teslim fişlerindeki imzalar yönünden isticvap edildikten sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmelidir.

(6100 s. HMK m. 169)

T.C
YARGITAY
19.HUKUK DAİRESİ

E:2012/6268

K:2012/17422
T:21.11.2012

  • Bayilik Sözleşmesi

  • Tazminat

  • Delil Sözleşmesi

Özet: Davacı, davalı bayide bulunan tüplerin bedellerinin tahsilini talep etmiş, buna ilişkin bir liste sunmuş, mahkemece listede belirtilen tüplerin taraflar arasındaki sözleşmeye göre teslim alındığı kabul edilerek alacağın tahsiline hükmedilmiş ise de, davacı bu hususta davalının imzasını taşıyan bir belge sunamadığı gibi, mahkemece dayanılan delil sözleşmesi de geçerli kabul edilemez. Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersiz olup, davacının evrak, bordro, rapor, defter vs. kayıtlarının muteber olacağı, bu kayıt ve evraklara hiçbir sebeple itiraz hakkı bulunmadığını belirten delil sözleşmesi geçerli kabul edilemez.

(6100 s. HMK m. 193/2)

T.C.

YARGITAY

21. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/11883

K. 2012/17513

T. 16.10.2012

HACZİN KALDIRILMASI DAVASI ( Satışın Durdurulması İstemi – Kurumun Borçlu Dışındaki Bir 3. Kişinin Borç Karşılığı İpotek Vermeyi Kabul Etmesi Üzerine Yasal İpotek İşlemi Tesis Etmek Yerine Haciz Uygulaması Yoluna Gidip İşlemin Oluşturulmasından Uzun Süre Sonra Satış İşlemine Yönelmesi Yasal Bir İşlem Olmadığı )

SATIŞIN DURDURULMASI İSTEMİ ( Haczin Kaldırılması Davası – Kurumun Borçlu Dışındaki Bir 3. Kişinin Borç Karşılığı İpotek Vermeyi Kabul Etmesi Üzerine Yasal İpotek İşlemi Tesis Etmek Yerine Haciz Uygulaması Yoluna Gidip İşlemin Oluşturulmasından Uzun Süre Sonra Satış İşlemine Yönelmesi Yasal Bir İşlem Olmadığı/Garanti Sözleşmesi Olmadığı )

İPOTEK İŞLEMİ ( Haczin Kaldırılması Davası – Kurumun Borçlu Dışındaki Bir 3. Kişinin Borç Karşılığı İpotek Vermeyi Kabul Etmesi Üzerine Yasal İpotek İşlemi Tesis Etmek Yerine Haciz Uygulaması Yoluna Gidip İşlemin Oluşturulmasından Uzun Süre Sonra Satış İşlemine Yönelmesi Yasal Bir İşlem Olmadığı )

GARANTİ SÖZLEŞMESİ ( Satışın Durdurulması İstemi – Kurumun Borçlu Dışındaki Bir 3. Kişinin Borç Karşılığı İpotek Vermeyi Kabul Etmesi Üzerine Yasal İpotek İşlemi Tesis Etmek Yerine Haciz Uygulaması Yoluna Gidip İşlemin Oluşturulmasından Uzun Süre Sonra Satış İşlemine Yönelmesi Yasal Bir İşlem Olmadığı/Garanti Sözleşmesi Olmadığı )

818/m.110

ÖZET : Dava, Kurum tarafından gayrimenkul üzerine konulan haczin kaldırılması ve satışın durdurulması istemine ilişkindir. Kurumun borçlu dışındaki bir 3. kişinin borç karşılığı ipotek vermeyi kabul etmesi üzerine, yasal ipotek işlemi tesis etmek yerine düzenlemelerin aksine, haciz uygulaması yoluna gidip, işlemin oluşturulmasından uzun süre sonra satış işlemine yönelmesi yasal bir işlem değildir.

Niteliği, şekli ve tanımı açık olmayan garanti sözleşmesi kapsamı “başkasının edimini borçlanma” olarak tarif edilmekte olup, dava konusu olan belgenin içeriğinden de açık bir edim üstlenme sonucunu doğurmayan, hukuki bir işlem öncesinde bu işleme rıza verildiğini gösteren belge olduğu, garanti sözleşmesi olmadığı dikkate alınmalıdır.

DAVA : Davacı, Kurum tarafından gayri menkul üzerine konulan haczin kaldırılmasına ve satışının durdurulması davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraf vekilince istenilmesi ve davacı vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : 1- Davalı Kurum vekilinin temyiz istemi yönünden; hüküm, İş Mahkemesinden verilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesi hükmüne göre İş Mahkemelerinden verilmiş nihai kararların 8 gün içinde temyiz olunması gerekir.

Olayda hüküm, davalı Kurum vekiline 21.07.2011 tarihinde tefhim edilmiş, temyiz ise 14.10.2011 tarihinde yapılmıştır. Şu duruma göre davada 8 günlük temyiz süresi fazlası ile geçmiştir.

O halde, 01.06.1990 tarih ve 1989/3 E., 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı da gözönünde tutularak davalı Kurum vekilinin temyiz dilekçesinin süre aşımı yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Davacının temyiz istemine gelince;

Davacı, oğlu Koray’ın ortağı olduğu M…-K… Mobilya San. Ltd. Şti.’nin davalı Kuruma olan prim borçları nedeni ile Ankara 48. Noterliğinin 03.06.2003 gün ve 9791 yevmiye nolu “muvafakatname” başlıklı belge düzenlendiği, bu belgenin hukuki değeri olmadığı halde, bu belgeye dayanarak adına kayıtlı taşınmazı üzerine haciz konulduğunu belirterek, bu belgeye dayalı davalı Kuruma borçlu olmadığının tespiti ile taşınmazına konulan haczin kaldırılmasını istemiştir.

Mahkemece; istemin reddine karar verilmiş ise de varılan bu sonuç doğru değildir.

Gerçekten davacının ekli 03.06.2003 tarihli “muvafakatname” başlıklı noterce düzenlenen belge ile, adına kayıtlı Ankara ili, Çankaya ilçesi, 1. Bölge Bucağı, G… Mahallesinde bulunan 260 pafta, 5407 Ada, 14 parseldeki 10/124 arsa paylı zemin kat 3 ( üç ) nolu meskenin üzerine, M… Mobilya San. Ltd. Şti.’nin Sosyal Sigortalar Kurumuna olan prim borçlarından dolayı, Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından ipotek konulmasına bu husustaki işlemlerin tamamlanmasına rıza ve muvafakatinin bulunduğunu şeklindeki belgenin Kuruma ibraz edildiği uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık bu belge üzerine, ipotek tesisi işlemleri yapmak yerine, taşınmaz üzerine “kamu haczi” şerhi koydurtan Kurum işleminin geçerli olup olmadığı ve belge içeriğinin mülga 818 sayılı BK. 110. madde de düzenlenen Garanti Sözleşmesi kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ilişkindir.

Davalı Kurum alacaklarının takibinde 6183 sayılı özel takip hukukuna ilişkin yasa uygulanmakta olup bu yasada işlemlerin nasıl düzenleneceği açıklanmıştır. Kurum işlemlerinin yazılı şekle bağlı olması asıl olup, Hukuk sistemimizde de ipotek tesisinin nasıl olacağı düzenlenmiştir. Bu kapsamda borcun üstlenilmesi sonucunu doğuran “ipotek” vermenin de şekle bağlı olması doğaldır. Hal böyle iken Kurumun borçlu dışındaki bir 3. kişinin borç karşılığı ipotek vermeyi kabul etmesi üzerine, yasal ipotek işlemi tesis etmek yerine düzenlemelerin aksine, haciz uygulaması yoluna gidip, işlemin oluşturulmasından uzun süre sonra satış işlemine yönelmesi yasal bir işlem değildir. Aksinin kabulü, davalı idare gibi kamu kurumlarında keyfi uygulamaların oluşmasına neden olacağından kabul edilemez.

Mahkemece, söz konusu belgenin 818 sayılı BK 110. madde kapsamında “garanti sözleşmesi” kapsamında değerlendirilmesi ise, doğru olmamıştır. Niteliği, şekli ve tanımı açık olmayan garanti sözleşmesi kapsamı “başkasının edimini borçlanma” olarak tarif edilmekte olup olayımızdaki söz konusu belge içeriğinden de açık bir edim üstlenme sonucu doğmamaktadır. Söz konusu belge hukuki bir işlem öncesinde bu işleme rıza verildiğini gösteren belge olup, olayın tarafları dikkate alındığında da yorumla, borç üstlenme, sonucunu doğuran belge-sözleşme olarak değerlendirilemeyeceği ortadadır.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın, davanın kabulü yerine yerinde olmayan gerekçe ve yorum ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmektedir.

O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davacı yararına takdir edilen 900.00 TL duruşma Avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 16.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

T.C
YARGITAY
21.HUKUK DAİRESİ

E:2012/17863

K:2012/18237
T:01.11.2012

  • Sosyal Güvenlik Kurumuna Bildirilmeyen Çalışmaların Tespiti

  • Kesintisiz Çalışma

Özet: Davacının davalıya ait işyerinden 20.09.2003-22.02.2007 tarihleri arasındaki çalışmaları kesintili olarak SGK’ya bildirilmiş ise de, bu dönemdeki çalışmaların kesintisiz olduğu bordro tanıkları tarafından doğrulanmış olup, yapılan işin daimilik arz eden bir iş olduğu da dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından, davacının defalarca işyerinden istifa edip tekrar işe girmesi hayatın olağan akışına ve dosyadaki delil durumuna aykırı düştüğünden, mahkemece davacının dava dışı işyerindeki çalışmasının kesintisiz olduğu esas alınarak bir karar verilmelidir.

(506 s. SSK m. 79/10)

(5510 s. SSGSSK m.86/9)

T.C

YARGITAY
22.HUKUK DAİRESİ

E:2012/12756

K:2013/3067
T:15.02.2013

  • Haksız Fesih

  • İhbar ve Kıdem Tazminatı

Özet: İşçinin işverene veya ailesine yahut işverenin başka bir işçisine karşı şeref ve namusuna dokunacak sözler söylemesi veya davranışlarda bulunması ya da işveren hakkında şeref veya haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnatlarda bulunması veya işçinin işverene veya aile üyelerinden birine sataşması haklı fesih nedeni olarak kabul edilmiştir. İşçinin bu ağırlıkta olmayan işveren veya temsilcisi aleyhine sarf ettiği sözler çalışma düzenini bozacak nitelikte ise geçerli fesih nedeni sayılmalıdır. Ayrıca işçinin, işveren veya aile üyelerinden olmamakla birlikte işverenin yakını olan veya işverenin yakın ilişkide bulunduğu veya başka bir işte ortağı olan kişilere hakaret ve sövgüde bulunması, bu kişilere asılsız bildirim ve isnatlar yapması özellikle işverenin şahsının önemli olduğu küçük işletmeler bakımından iş sözleşmesinin feshi için geçerli neden oluşturacaktır. İşçinin, işverenin başka bir işçisine sataşması haklı fesih nedeni olmakla beraber sataşma niteliğinde olmayan davranışlar geçerli fesih nedeni kabul edilemez.

Telefon görüşmesinde davacının yöneticisine küfür edip O’nu tehdit ettiği, bu hususun toplantıya katılanlar tarafından telefonun hoparlöründen duyularak tutanak tutulduğu gerekçesiyle davacının iş sözleşmesi davalı tarafından feshedilmiş ise de, tutulan tutanak dosyaya yansımadığı gibi, tek davalı tanığı olarak dinlenen davacının yöneticisinin, davacı bu sözleri söylerken toplantıdan başka bir odaya geçtiğini, başka duyan birisi olmadığını söylemesi, feshin haklı sebebe dayandığının davalı tarafça ispat edilemediğini gösterdiğinden davacının ihbar ve kıdem tazminatı talebi kabul edilmelidir.

(4857 s. İş K. m.25)

T.C

YARGITAY
23.HUKUK DAİRESİ

E:2012/5327

K:2012/7205
T:06.12.2012

  • Geç Teslimden Kaynaklanan Gecikme Cezasının Tahsili

  • İhtirazi Kayıt

  • Husumet

Özet: Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde yüklenicinin edimini süresinde yerine getirmemesi halinde, kanundan doğan gecikme tazminatına, işin sözleşmesine göre teslimi gereken tarihten, bağımsız bölümün teslim edildiği tarihe kadar ki süre için ihtirazi kayıt aranmaksızın hükmolunur. Gecikme tazminatı sözleşmede kararlaştırılmamış olsa bile, zararın kanıtlanması koşuluyla, zamanaşımı süresi içerisinde, her zaman rayiç üzerinden istenebilir; sözleşmede kararlaştırılmışsa, ayrıca zararın kanıtlanmasına gerek yoktur. Taraflar gecikme zararını baştan kabul ettikleri için, bu kabul hükmü tarafları bağlar. Gecikme cezası (ifaya ekli cezai şart)ise, ortada zarar olmasa dahi sadece sözleşmede kararlaştırılmış ise, istenebilir. Cezai şart, asıl borca bağlı olup, muaccel olmadan önce fer’i nitelikte olup, eserin teslimi ile asıl borç düşünce, fer’i borç olan gecikme cezası da düşer. Onun için eseri teslim alırken cezayı isteme hakkı saklı tutularak eser teslim alınmalıdır.

Taraflar arasındaki imzalanan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde, dairelerin geç teslimi halinde gecikilen her gün için belli bir meblağ ödeneceğinin kararlaştırılması gecikme cezası niteliğinde olup, bu cezanın istenebilmesi için süresinde inşaatın yüklenici tarafından davacı arsa sahibine teslim edilmemesi gerekir. Teslimden sonra bu cezanın istenebilmesi, teslimin ihtirazi kayıtla yapılması veya sözleşmede ihtirazi kayda gerek olmaksızın cezai şart istenebileceğine dair bir hüküm bulunmasına bağlıdır.

Davalı aleyhine şirketi temsilen dava açıldığından, karar başlığında şahsi sorumluluğu doğuracak şekilde davalı olarak gösterilemez.

Mahkemece, istem gerekçede gecikme cezası olarak nitelendirildiği halde, hüküm fıkrasında koşulları ve sonuçları farklı olan gecikme tazminatı olarak nitelendirilmesi de isabetsizdir.

(818 s. BK m.106/2, 158/2, 159/1, 113/1)

T.C

YARGITAY
23.HUKUK DAİRESİ

E:2012/5310

K:2013/523
T:05.02.2013

  • Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesine Dayalı Tapu iptali ve Tescil

Özet: Arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi gereğince yüklenicinin bedele, sözleşmede kararlaştırılan tapu payı veya bağımsız bölümlere ya da satılmışsa yüklenicinin teslim istemeyip bedelini istemesi halinde bedeline hak kazanabilmesi için inşaatı; sözleşme ve ekleri ile tasdikli proje ve inşaat ruhsatı ile kamu düzeninden olan imar mevzuatı ve bu doğrultuda çıkartılan Deprem Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak tamamlayıp, arsa sahiplerine teslim etmesi gerekir. İmar Yasası uyarınca her türlü bina inşaatının yerel idarenin tasdikli projesine uygun yapılması zorunludur. İnşaatta kısmen veya tamamen tasdikli projesine aykırı imalat var ise kaçak inşaatın yıkımı gerekir. Yıkılacak yerlerle ilgili olarak kazanılmış ekonomik değerden söz edilemez.

Davacı, imalata aykırı kat yapıldığı için kısmen yıkıldığını iddia ettiğinden, bu iddia üzerinde durularak, bir katın yıkılması halinde inşaatın diğer bölümlerinin yasal hale gelip gelmeyeceği incelenmelidir. Mahkemece, bu kapsamda tadilat projesi yapılarak projeye aykırılığın giderilip giderilemeyeceği ilgili belediyeden sorulduktan sonra tadilat projesi yapılarak inşaatın yasal hale gelmesi mümkün değilse davanın reddine karar verilmeli, mümkün ise davacıya bu konuda yetki ve makul süre verilerek davacının projeye aykırılığı verilen sürede gidermesi ve bu hususu mahkemeye bildirmesi halinde, mahallinde uzman bilirkişi refakatinde keşif ve inceleme yapılıp inşaat seviyesi araştırılmalı somut olayın niteliği ve özelliğinin haklı gösterdiği durumlarda inşaatın %90 ve üzeri oranına ulaşması ve kalan eksik işlerin de sözleşmede amaçlanan kullanıma engel oluşturmadığının belirlenmesi halinde ileriye etkili fesih koşullarının gerçekleştiği gözetilmeli buna göre davacının dava konusu talepleri hak ettiği kabul edilmeli, bu koşulların gerçekleşmemesi halinde sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının oluştuğu sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmelidir.

(3194 s. İmar K.m.32)

(4721 s. MK m.2)

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: